2
May/06
1

“Biz insan (ı koyun gibi) taşıyoruz”

Çocukluk yıllarım köyde geçti. Temiz havası, suyu, yeşilin zenginliği gibi bir çok avantajı var köy hayatının. Tabi bazı teknolojik gelişmelerden ve imkanlardan mahrum da kalmıyor değilsiniz. Burada dikkate alınması gereken kriter kanımca ihtiyaç duyduklarınızla sahip olduklarınızın örtüşme yüzdeleri. Velhasıl bir çok yönü ile güzel bir ortam.

Dedem (90′larında ve hala dimdik ayakta, Allah uzun ömürler versin) beni çok severdi. Benden bir yaş küçük olan kardeşimi de babaannem daha çok severdi. Kısacası iki erkek torun dede ve babaanne tarafından paylaşılmış, ben dedeye düşmüştüm.

Hiç unutmuyorum, birgün yayla ziyareti sonrası köye dönüşte, gidişte de olduğu gibi ben dedemin atının terkisine, kardeşim de babaannemin atının terkisine binmiş ve öyle dönüyorduk. Ben, dedenin has torunu olma vesilesi ile dedeme sanırım fazla gaz vermiştim ki babaannem ve kardeşimle aramızda olan mesafe birhayli açıldı. Bir müddet böyle devam ettik. Sonrasında dönüp baktığımızda babaannem de, kardeşim de ortalıklarda görünmüyor. Durumlarını kontrol etmek için geri döndük. Bir miktar gittikten sonra babaannem ve kardeşimi atın eğeri ile birlikte yerde, atı da çevrelerinde özgürlüğün tadını çıkarırken bulduk.

Babaannemde bedduanın bini bir para. Dedem de tabi altında kalmıyor durumun. “Bir atı bile idare edemeyen bir kadınla niye, nasıl evlendim?” mealinde karşılıklar veriyor beddualara. Velhasıl atı tekrar yakalayıp tekrar eğerledi dedem ve kazazedeleri de bindirip yolumuza devam ettik bizi kısa arayla takip etmeleri telkini ile.

Çoğu zaman dedemle koyun otlatmaya da giderdim. Sabah erken saatlerde kalkmayı gerektiren bu durum için uykumdan fedakarlık yapmaktan çekinmezdim. Bir arkadaş gibi tavırlarıyla dedem hem bunaltıcı sorularıma sabırla ve o yaştaki bir çocuğun anlayacağı dille cevaplar verirdi.

Bir seferinde ‘neden sabah erken kalkmamız gerektiğini’ sormuştum. Verdiği cevap yine aynı sadelikte idi: “Sıcak koyunları rahatsız ediyor, bunaltıyordu. Bu yüzden güneş doğduktan ve ısısını hissettirmeye başladıktan sonra otlanamıyorlar, birbirlerine sokulup havanın tekrar serinlemesini bekliyorlardı.”

Hatta bu birbirlerine sokulma o kadar sıkı oluyordu ki; onları hareket ettirmek neredeyse imkansız oluyordu. Bir de genelde hepsi beyaz olduğundan bir tüy yumağı misali duruyorlardı. Çoğu zaman o durumda nasıl nefes aldıklarını merak etmişimdir. Tıpkı İETT otobüsleri ile hareket eden biz zavallıların tıklım tıklım dolu olan otobüste yaptığımız yolculuk sonunda nasıl oksijensizlikten ölmediğimizi merak ettiğim gibi.

İETT, “Biz insan taşıyoruz” sloganı ile hareket ediyor. Ama maalesef teori ile pratik hiçbir zaman birbirlerini anlamıyorlar. Ve bu anlayışsızlığın cezası da vatandaşa yani bize kesiliyor. Kimsenin sebepsiz yere günahını almak istemem. Tepedekiler bu durumdan haberdar olsalar müdahale ederler sanırım. Ama tepedekilerin görevlendirdiği zümrenin elinde bulunan bazı inisiyatifler kötü şekillerde kullanılabiliyor. Ve vatandaşlığın gereklerini, hak-hukukunu bilmeyen biz koyun halk da bu üç-beş niyeti bozuk zümrenin elinde sürünmeye mahkum oluyoruz. Amcamlar istedikleri seferlerin saatlerini değiştiriyor, istedikleri 3-5 seferi birleştirip tek sefer haline getiriyor ve koyunların sıcakta birbirlerine sokulmaları gibi vatandaşı pejmürde hallerde yolculuğa mecbur ediyorlar.

Çalışma saatleri en fazla 8 saat ile sınırlı olan bu zümrenin bir de hem haklarından hem de çalışma şartlarının kötü olmasından şikayet etmesi de ayrıca irdelenmesi ve sorgulanması gereken bir durum.

Kadir Topbaş’ı görürsem “Biz insan taşıyoruz” olan sloganlarını “Biz insan (ı koyun gibi) taşıyoruz” şeklinde değiştirmesini isteyeceğim. Ne de olsa görünen köy kılavuz istemiyor. Bakalım ne diyecek!
Gerçi bilse vaziyetin bundan ibaret olduğunu, kesecek birilerini bulur da…

Eline yetki, para, makam, irade geçtiğinde değişen insanlar bana yine bir güzel sözü hatırlatıyor:
“Çingeneye beylik vermişler, önce babasını kesmiş!”

Bu yazı 02 Mayıs 2006 Salı günü yayınlandı, 349 defa görüntülendi.
Yorumlar (1) Geri izlemeler (0)
  1. hüseyin
    10 Temmuz 2010 01:24

    4 Sene boyunca kimse bu yazıya yorum atmamış.
    Güzel makale olmuş hocam, elinize sağlık.

Yorum gönder.

Geri izleme yok.