Ara/06 0
İntihal, Pamuk’un doğasında mı var?
Biliyorsunuz ki son yıllarda idarecilerimizin yaptığı en övünülecek olayların başında Avrupa Birliği ile olan ilişkilerin izlediği seyir gösteriliyor. Tabi buna bağlı olarak birçok sayısal verinin de yukarı doğru gittiği ifade ediliyor. Bu olumlu gelişmelere eşdeğer bir gelişme de Yazar Orhan Pamuk’un Nobel Edebiyat Ödülü alması oldu.
Yaptığı talihsiz açıklamalar sonucu yargılandığı zaman da bir kaşık suda fırtınalar koparan medyamız bu sefer rüzgârı ters yönden aldı ve yine bir kaşık suda fırtınalar kopardı. “Vay efendim, Nobel’i ‘Bir milyon Ermeniyi otuz bin Kürdü kestik’ dediği için aldı”, “Türkü soykırım suçu ile lekeledi” kabilinde oldukça sert ve radikal yorumlarla yerden yere vurdu. Tabi yine medyamızın klasik işgüzarlığı üzre 3 gün sonra olay rafa kaldırıldı, rüzgâr yön değiştirdi ve Orhan Pamuk bir anda Türkiye’nin tanıtımına katkı sağlayan en büyük etken oluverdi.
Tüm bu saydıklarım tartışmaya açık şeyler. Bakış açısına göre farklı sonuçlara ulaşabilirsiniz. Her halükârda Bay Pamuk ödülünü de, ikramiyesini de, nişanını da, diplomasını da aldı ve köşesine çekildi.
Ben olayın başka bir boyutu üzerinde durmak istiyorum; Bay Pamuk, ödül töreninde İsveç Akademisi’ne hitaben bir uzun konuşma yaptı, bu konuşmasında da bir bavuldan bahsetti; babasının gençli yıllarında yazarlık denemesi yaptığı yazıları kaleme aldığı defterin de içinde bulunduğu bir bavul! Daha sonra annesinin yaptığı açıklamadan da bu bavul olarak zikredilen nesnenin ufak bir çanta olduğunu öğreniyoruz. Peki; Dostoyevski, James Joyce, Marcel Proust ile aynı kefeye konan Bay Pamuk’un bu tür bir yalana (sizce başka bir şey denebilir mi!) başvurmasının nedeni neydi? Kanımca yazar olabilmek için okuduğu abilerinden, amcalarından oldukça etkilenmiş Bay Pamuk. Nedenine gelince…
Amin Maalouf. 1949 doğumlu Beyrutlu yazar. Gazetecilik kökenli, Asya ve Akdeniz kültürü üzerinde uzman denecek derecede bilgili. 2004 yılında yayınlanan son eseri Yolların Başlangıcı kitabında, Bay Pamuk’unkine benzer bir bavul hikayesi var. Maalouf’un kitabında roman kahramanının annesi, babaannesinin saklaması için bıraktığı bir bavul dolusu belgeden söz ettiğini belirtiyor.
Petersburglu Usta – J. M. Coetzee: 1940 doğumlu Güney Afrikalı yazar. 1961′de edebiyat ve matematik dallarında derece alarak Cape Town Üniversitesi’nden mezun oldu. İnsanın inanç bunalımlarını, devrimci çevrelerin nihilist eğilimlerini yansıtabilen kabiliyete sahip bir yazar. 1994 yılında yazdığı “Petersburglu Usta” romanıyla Nobel Edebiyat Ödülü aldı. Yine Bay Pamuk’un Kar isimli kitabını ve Petersburglu Usta’yı okuyan bir insanın, iki roman arasındaki benzerlikleri fark etmemesi için hem kör, hem de bir daha kör olması gerekir. Nitekim karakterlerden, olayların cereyan ettiği yerlere, karakterlerin giriş – çıkış sahnelerine kadar büyük ölçüde benzerlikler mevcut!
Yine Fuad Carım’ın (1892-1972 Hariciyeci, Yazar) “Kanuni Devrinde İstanbul” isimli kitabında yer alan bir çok cümlenin ve olayların seyrinin Bay Pamuk’un “Beyaz Kale” isimli romanı ile gerek sayfa numaraları ile, gerekse cümle yapıları ve içerikleri ile büyük ölçüde benzerlikler gösterdiği de bir gerçek.
Son olarak, kendisini pek sevmesem de “Yiğidi (!) öldür, hakkını yeme” misali Emre Kongar, Mehmet Barlas ile birlikte NTV’de yaptığı programında Bay Pamuk’un Nobel konuşmasında yaptığı onlarca hatadan bahsetti. Konuşmayı dinlemediğim ve Kongar’ın da olaylara ne kadar objektif (!) yaklaştığını bildiğim için ilk önce “Acaba?!” dedim. Ama daha sonra haklı olduğunu da gördüm. Zaten yurtdışında yaşamaktan dolayı telaffuz sıkıntısı çeken Bay Pamuk’un imla, dilbilgisi ve edebiyat konusunda çuvallaması pek de beklenmeyen bir şey değildi.
Lakin 2 cümle Türkçe konuşmayı zar zor ezberleyen Profesör Horace Engdahl’ın bu kadarcık yanlışı anlayabilmesi için daha yüzlerce fırın ekmek yemesi ve Türkçe Dil Bilgisi kitabını da hatmetmesi gerekir ki buna Engdahl’ın ömrü, Pamuk’un sabrı yetmez!
Yorum yapılmadı.
Yorum gönder.
Geri izleme yok.
