Ara/06 2
Şiirimiz ve şiir camiasının bugünkü durumu
Birkaç yıl öncesine kadar İstanbul’un muhtelif yerlerinde yapılan şiir toplantılarına katılırdım. İştirak edenlerden şair olanlar şiirlerini okur, dinleyici olarak gelen edebiyat gönüllüleri de dinlerdi. Zamanla olay boyut değiştirmeye başladı.
Şiir toplantılarının neden yapıldığından çok kimin, nasıl yaptığı ön plana çıkmaya başlayınca (ki bunun nedeni organizatör konumundaki insanların diğer şairlerle olan kişisel sorunlarıydı) camia, arasına kurt dalmış koyun sürüsü gibi yerle bir oldu.
Önceleri haftada iki gün toplam iki toplantı yapılırdı. Şimdi de yine haftada iki gün (olağanüstü toplantılar hariç) yapılıyor, lakin iki tane değil. Ben diyeyim on iki tane, siz deyin yirmi iki tane. Tabiatın doğası gereği katılım azaldı. İyi niyetle ve sadece edebiyat adına, şiir adına bir şeyler yapmak niyetinde olan insanlar toplantılara katılmamaya başladı. Katılan zümre ise hangi organizatörü kendine yakın görüyorsa onun toplantısına katıldı. Sonuçta vaziyet-i coğrafya pek güzel, güneşli günlere gebe değil. Son durum nedir, bilmiyorum. Belki çoktan yağmur ve hatta kar yağışı başladı.
Zümrenin içinden kendini uyanık sanan bir kısım da aynı gün, birkaç saat farkla yapılan toplantıların birkaçına katılarak durumdan kendisine paye çıkardı. Ve bu işi de maalesef pek de hoş olmayan bir tarzda yaptı. “Acele işim var, şiirimi okuyup gideceğim” kabilinden uyanık mazereti ile toplantının başında görevini ifa edip (!) bir diğer toplantıda aynı rolü oynamak niyetiyle yola koyuldu.
Organizatörlerin prensip sahibi olmayan ve/veya katılımcısını kaybetmek istemeyenlerinin de bilerek göz yumduğu bu çirkin durum maalesef birçok iyi niyetli katılımcının hoşuna gitmedi. Velhasıl varissiz, yönetimsiz, veliahtsız kalan günümüz edebiyat (özellikle de şiir) camiasının durumu pek de hayra alamet değil.
Yapılan yarışmalar (çok şükür hiçbirine katılmadım), kurulan dernekler eş-dost sohbeti yapılan, “Körler – sağırlar, birbirini ağırlar” kabilinde olaylara dönüşen şiir camiasının aksine roman dalında Orhan Pamuk’un aldığı Nobel, bu vahim durumun edebiyatın her alanına bulaşmadığını gösteriyor. Tabi bu Nobel olayı üzerine yazılanları, yapılan spekülasyonları dikkate almadan, Erman Toroğlu’nun deyimiyle “Gördüğümü yorumlayarak” bunu söylüyorum. Aksi halde durum siyasetten cinayete hatta katliama (!) kadar uzar da gider.

03 Haziran 2009 18:13
Birkaç yıl öncesine kadar özellikle Ana Dergisi ve Necla Anne’nin toplantılarına sürekli katılırdım. Hem de Antalya’dan tek gün ve şiir için gelerek. Şimdi bir yıldır İstanbul’dayım. Ne var ki katılabilecek cidden keyif alınacak oturumlar arıyor ama maalesef bulamıyorum. Şiir insanları için acı. Bakış ve değerlendirmelerinize üzülerek katılıyorum.
09 Temmuz 2009 00:13
Yazdıklarınıza katılıyorum. İnsanlar tüketim toplumu içinde yaşamaya alıştıklarından, maddi olan her varlığı tüketme yoluna gidiyorlar. Bunun devamı manevi unsurlardır. Şiir kadar berrak ve temiz bir sanat dalı da tüketimin kurbanı oldu.